Karun Hazineleri

1965 yılında bu alandaki soygunlar,
TOPTEPE Tümülüsü’nün kaçak kazısıyla başlamıştır. Kaçak kazıları
gerçekleştirenlerin ifadesine göre;mezar odasına girildiğinde, yerdeki bir gümüş
testi ile çok sayıda mermer alabastron tavandan düşen bir hatıl nedeniyle tahrip
olmasına karşın, hazinenin büyük bölümü ölünün yatırıldığı kline üzerinde bir
tutam saç ve toz haline gelmiş kemiklerle birlikte bulunmuştur.

Bu odada bulunan;
1. İnsan kulplu gümüş oinochoe,
2. Sfenksi! ve altın başlı tutamaktı kepçe,
3. Tamamı altın, sallanınca ses veren makara,
4. Altından yapılmış içleri boş, iğneli altın küpe,
5. Aynı tip ancak daha küçük boyutta iğneli küpe
6. Sallamalı, altından yapılmış kanatlı at şeklinde broş,
7. Meşe palamutu sallamalı altın ve renkli taştan yapılma kolye,
8. Akik ve taştan yapılmış geometrik şekilli kolye,
9. Mavi renkli camdan yapılmış uçları, aplike arslanbaşı şeklinde bir çift
bilezik,
10. Uçları taş boncuklu püskül şeklinde altın gerdanlık, kaçakçılar tarafından
alınmıştır.
Toptepe Tiimiilüs buluntuları aracılar yardımıyla, eski eser kaçakçılığıyla
örgütlü bir biçimde uğraşan alıcılara satılmıştır.

1966 yılında Gure’de ikinci bir soygun
yaşanmıştır. Güre Köyii’nün yakınında yer alan, yörede ikizce olarak
adlandırılan İHİZTEPE Tümülüsü’nün batı yamacımla düzgün bir mermer blok, bir
köylü taralından bulunur. Bu ipucunu değerlendiren ve bir yıl önceki soygunu
bilen kaçakçılar Ikiztepe’de kaçak kazıya başlarlar. Bir türlü mezar odasına
ulaşamayan kaçak kazı ekibi yeni katılanlarla, sonunda yeri bulunan mezar
odasının tavanım barutla patlatarak içeri girmiştir. Ancak bir süre sonra
paylaşımda haksızlığa uğradığını düşünen bîr kişi durumu jandarmaya ihbar
etmiştir.

Güvenlik makamlarınca sürdürülen operasyonlarda bazı eserler ele geçirilmişse
de, jandarmaya ateş açarak kaçmayı başaran kaçakçı, elindeki eserlerin tümünü,
Toptepe Tümülüs buluntularını satın alan aynı kişiye ulaştırmayı başarmıştır.
Operasyonlarda yakalanan kişiler çeşitli cezalara çarptırılırlar. Ama olaylar
yatıştıktan sonra Ikiztepe’de Gürelilerce yapılan kaçak kazı sonucunda ikinci
mezar odasına da ulaşılır. Ancak, mezar hiçbir buluntuyu içermemektedir.
Kaçakçılar eserlerin, kline içinde olabileceğini düşünerek hırsa kapılmış ve
klineyi parçalamışlardır. Bu klinenin bir parçası bir köy evinin duvarında yapı
elemanı olarak görülebilir.
| yılında ise, aynı yöredeki bir başka tümülüs – Aktepe l’in mezar odası,
avlanmakta olan köylülerce bulunmuştur. Tumülüste bulunan kırmızı, mavi, siyah
ve yeşil renkteki duvar resimleri, bezemeli kline ayakları keskilerle
parçalanarak satılmak üzere İzmir’e gönderilmiştir. Mezar odasının arka duvarı
da, dana sonra üzerine sahte resimler yapılarak parçalanmış ve
antikacıtara’satılmıştır. Sahte duvar resimlerinin satıldığının duyulması
üzerine Aktepe l Tümülüsü’nün dromosuna ulaşılarak mezar odasının giriş
kapısının iki yanında yer alan boyalı ve volütlü parçalar yerinden çıkarılmaya
çalışılır. Bunlardan biri 1987 yılına kadar üir kaçakçı taralından saklanmış,
diğeri ise kırıldığından yerinde bırakılmıştır.

Uşak ve çevresindeki tümülüslerin soyulmasından sonra esenler, İzmir’de oturan
tüccar Ali Bayırlar ile istanbul Kapahçarşı ‘da bulunan antikacılar Alaaddin
Günler, Mehmet Müzeci, Rasim Gördü tarafından uluslaranası eser ticareti ile
uğraşan John Klejman’a satılmıştır. LJdya eserleri Transturk Nakliye Şirketi
sahibi Nizamettin Telliağaoğlu’nca pazarlanmak üzere Münih, Basel ve Zürih
üzerinden flmenika Binleşik Oevletleri’ne gb’ndenilmistir.

1870 yılında Metropolitan Museum ol Ant’a
çoğu gümüş olan bin grup eser geldiğine ilişkin haberlen basında yer almıştın.
Boston Müzesi’nden Emily Vermeule, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne 5 Şubat 1970
tarihinde bir mektup göndererek bu eserlerle ilgili bilgilen vermiştin. O
tarihte Eski Esenlen ve Müzeler Genel Müdün Yardımcısı olan Burhan Tezcan,
Metropolitan Müzesi Müdürü’nden bin meslekdaş olarak basında yer alan haberlere
konu olan eserler hakkında bilgi ye fotoğraf istemişse de, herhangi bin yanıt
alamamıştın. Tünk Hükümeti’nin müze aleyhine açtığı davada bu mektup "zaman
aşımı" genekçesine dayanak olarak aleyhle delil gösterilmiş ancak sonuç
alınamamıştın.

Bu sırada, çeşitli ülkelerin müzecilikle ilgili yetkililerinin davet edildiği
bir program çerçevesinde ABD’ni ziyaret eden Burhan Tezcan, Metropolitan Müzesi
yetkilisi Dieîrich uon Bothmer’le, tüm engellemelere kansın görüşme olanağını
sağlamış, ama yine de bin sonuç elde edememiştir.

yılında Washington Büyükelçiliğimiz aracılığıyla ABD Dışişleri Bakanlığı
nezrimde yapılan girişimde, ülkelerine kaçak olarak getirilen eserlerin gümrük
kayıtlarının araştırılması" için yandım talep edilmiştin.
1984 yılında Metropolitan Müzesi’nce yeni bin sergi hazırlığı dolayısıyla "A
Greek and Roman Treasuny" adlı bir katalog yayınlanmıştın. Yayın Sayın Özgen
Acar tarafından T.C. Kültün Bakanlığı’na iletilmiştin.

Bu katalogda, Uşak ve çevresindeki tiimülüslerde kaçak kazılar sonucu bulunan ve
yurtdışına kaçırılan Lidya Eserleni’nin bin kısmının yen aldığı gönülmüştün.
Kaçakçılık olayları sırasında ele geçirilen buluntularla, katalogdaki esenlenin
benzerliğini ve bu esenlenin ülkemize ait olduğunu belirten bin mektup, 10
Haziran 1386 tarihinde MET Müdünü’ne gönderilmiştir.
24 Haziran 1986 {tarihinde Charles Koczka (ABD Gümrük İdaresi’ne bağlı olarak l\lew
York’da çalışan ve görevi eski eser kaçakçılığı ile mücadele olan özel gümrük
ajanı) Türk Hükümeti’nin 1973 yılında yaptığı başvuru ile ilgili olarak
Başkonsolosluğunuzla temas kurmuştur. Lidya Eserleri’nin Türkiye’den çalınarak
yasa dışı yollarla ABD’ne ithal edildiği inancını taşıdığını ve iadeleri için
bize yardımcı olmayı kararlaştırdığını ifade ederek, eserlerin ABD’ne girişine
dair bazı belgeleri Kültür Bakanlığımıza sağlamıştır.

Metropolitan Müzesi’nce üdya Eserleri’nin alındığı dönemde müzenin yönetiminde
görev yapmış ve "Connoisseur" adlı sanat dergisinin yazı işleri müdürlüğünü
yürüten Thomas Hoving’le birlikte çalışan Melik Kaylan, 21 Şubat 1967 tarihli
J.J.Klejman tarafından Dr.Von Bothmer adına düzenlenmiş iki adet faturayı, 28
Mart 1967 tarihli "Doğu Yunan Hazinesi’ne tahsis edilen fonlar"a ilişkin Von
Bothmer imzalı memorandumu ye Müze Satınalma Komitesi’nin 7 Kasım 1968 tarihli
toplantı tutanağını özel olarak temin etmiş ve T.C. Kültür Bakanlığı’na
ulaştırmıştır.
10 Haziran 1986 tarihinde MET’e gönderilen mektubun olumsuz yanıtlanması ve
Charles Koczka ile Melik Kaylan tarafından sağlanan belgelerin varlığı eserlerin
geri alınabilmesini ancak bir dava aracılığı ile mümkün olabileceğini
göstermiştir. Bu nedenle, Koczka ve Kaylan’ın bugünkü başarıya katkıları
büyüktür.

36 Mayıs 1987 arihinde Türk Hükümeti’ni
temsil eden Botein, Hays and Sklar isimli hukuk firmasında görevli avukatlarımız
Harry l. Rand ve Lavvrence M. Kaye aracılığıyla Metropolitan Museum of Art
aleyhine l\lew York Federal Mahkemesi’nde dava açılmıştır.
Dava dilekçesinde, Lidya Eserleri’nin ülkemize ait olduğu, kaçak kazılarla
bulunarak kaçırıldığı ve ABD’ne ilk kez 1966-1967 yıllarında girdiğini
kanıtlayıcı bilgi ve belgeler yer almıştır.

1966 ve 1967 yıllarında ABD’ne ithal edilen eserlere ait 6 adet gümrük giriş
formu ve ekinde yer alan bazı Türk firmalarına ait faturalar kaçakçılığın
yapıldığı yıllarda yakalanan sanıkların ifadelerinde yer alan kişilerin adlarını
doğrulamıştır.
Gümrük giriş formlarından, bu eserlerin Münih, Basel ve Zürih üzerinden ABD’ne
geldiği ve J.J. Klejman adlı antikacı tarafından satın alındığı anlaşılmıştır.
J.J. Klejman’ın adı 1984 yılında yayınlanan katalogda da anılmaktadır.

Metropolitan Müzesi’nin 7 Kasım 1968 tarihli tutanağında ise satın alınmasına
karar verilen eserler arasında "Greek and Roman Art"
başlığı altında 96 parça eserden Doğu Yunan kökenli olarak sözedilmekte ve İ.Ö.
6. yüzyılın ikinci yarısına ait bu eserlerin 1966 ve 1967 yıllarında alınan
"Doğu Yunan Hazinesi" gibi Orta Anadolu’nun aynı bölgesinden geldiğinin ifade
edildiği belirtilmiştir. Bu eserler Metropolitan’ın 1984 katalogunda 28 Mart
1967 tarihli Müze Memorandumumda belirtilen eserlerin envanter numaralarıyla
aynen yer almıştır.

Metropolitan Müzesi’nin kaçak eserleri edinişine ilişkin bu uerilef, uşak ue
çevresindeki kazılardan dolayı yakalanan sanıkların mahkeme tutanaklarıyla
desteklenmiştir.

Bu lorm ve faturaların îek başlarına hukuken esaslı bir kanıt değeri taşımaya
yeterli olmadıkları, nefti sadece bir karine oluşturabilecekleri düşünül
düğünden, MET’e gelmiş eserlerin sayıları ve nitelikleri itibarıyla ülkemizden
kaçak çıkarılmış eserlerle aynı olduklarının kanıtlanması önem taşımaktaydı.

Bu bağlantıları açıklayabilecek veriler kaçak kazılar sırasında yakalanan
sanıkların ifadeleri ve mahkeme tutanaklarındaydı.
Ayrıca, bu eserlerin devlet mülkü olduğunu belirten ye bunların yurtdışına
ihracını yasaklayan ilgili yasalarımız ve hükümleri, açılan davada eserlerin
mülkiyetini ve yasadışı ithal edildiğini kamtlayıcı bir diğer nokta olmuştur.

Temmuz 1990’da hukuksal savaşımızda ülkemiz açısından büyük önem taşıyan ara
karar New York Federal Matıkemesi’nce açıklanmıştır. Bu karar, MET’in "Bu
eserlerin yeri konusunda, Türkiye’nin yeterli gayreti göstermediği ve bu nedenle
davanın zaman aşımına uğramış olduğu" iddiasını reddetme yönünde olmuştur. Karar
uyarınca MET depoları Bakanlığımızca seçilen bilim heyetine açılmış ve dava
konusu Lidya Eserleri teşhis edilmiştir.

Müze depolarında gerçekleştirilen çalışmalar 1960’lı yıllarda kaçakçıların
buldukları eserlerin tanımını İçeren itadelerle o yıllarda Burhan Tezcan
tarafından yapılan kurtarma kazıları ile kaçakçılardan müsadere edilen eserlerin
aynılığı bir kez daha hukuksal çerçevede kanıtlara dayanılmasını sağlamıştır.

MET depolarında belirlenen duvar resimlerinin, kline parçalarının ve iki mermer
sfenksin, mezar odaları belirlenen Uşak, Güre’, flkîepe ve Manisa, Kırkağaç,
Harta tÜmülüslerinden parçalanıp sökülerek kaçırıldığı, ülkemizde kalan
parçalarla sağladıkları uyum nedeniye çok açık bir biçimde kanıtlanmıştır.

Tüm bu gelişmelerden sonra, davanın ilerleyen safhalarında Metropolitan Müzesi
avukatları, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nü arayarak konunun dava dışında
karşılıklı görüşmelerle çözümü önerilerini iletmişlerdir.
Yaklaşık bir yıl önce başlayan bu görüşmelerde teklifler değerlendilirilmiş,
lidya Eserleri’nin MET’de kalması karşılığında mali destek verilmesi, az sayıda
eseri Türkiye’ye vererek, eserler üzerinde ortak mülkiyet kurulması gibi
çözümleri içeren öneriler
Reddedilmiştir.

Ekim 1993 de, 60’lı yıllarda kaçak kazılarla edinilen 363 eserin ülkemize iadesi
sağlanmıştır. Böyle bir anlaşmanın temeli bilimsel etiğe dayandırılmış ve
Metropolitan Museum of Art’ın kaçak eserlerin ait oldukları topraklara geri
verilmesi ilkesini mutlaka hukuksal bir davaya dayanmaksızın işletmesi
Türkiye’nin eski eser kaçakçılığı ile uluslararası platformda verdiği
mücadelenin ZAFERİ olmuştur.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here